İsrail, TSK tarafından seçilen T-4 hava üssünün altyapısı yok etti

Esad rejiminin devrilmesinin üzerinden 4 ay geçti. Bu sürenin ardından bölgedeki güçler, yeni düzene göre yeniden konumlanmaya çalışıyor.

İsrail, yeni yönetimi geleceğin Hamas’ı olarak görerek ülkenin askeri altyapısını tamamen yok etmeyi ve Şam’ın mutlak güç haline gelmesini engellemeyi hedefliyor.

Türkiye, 14 yılın ardından muhaliflerin yanında Katar ile birlikte kalan son kalelerden biri olarak, Suriye kaynaklı güvenlik sorunlarını çözmeyi, mümkün olduğunca mültecilerin dönüşünü sağlamayı, PKK’dan ayrı olarak YPG ile de yeni bir süreç yürüterek örgütün varlığını Şam ile ortak sorun haline getirmeyi ve Suriye’de kalıcı ve etkin bir güç olmaya hedefliyor.

YPG, Türkiye'nin baskı ve müdahalelerinden kendini koruyarak, ABD'nin gelecekti olası çekilmesine karşı ortada kalmamak amacıyla bölgesel ve yerel ittifaklar kurarak -İsrail kartını da öne sürerek" Suriye'nin geleceğinde söz sahibi olmayı ve yapısını korumaya çalışıyor.

Ruslar, geçmişteki anlaşmaları kullanarak kendi ülkeleri dışındaki en temel lojistik üslerini kaybetmemeye çalışıyor.

ABD'liler ise artık Suriye'de kalmak için hiçbir sebeplerinin kalmadığını bilerek YPG'nin omurgasını koruyarak sahada bir gücünün kalmasını, Rusya'ya alan açmamaya ve yeni Suriye hükümetine taleplerini dayatmaya çalışıyor ki bu taleplerin çoğu da bildiğimiz üzere İsrail'in talepleri.

Bütün bunlara karşı Ahmed Şara, ülkenin altyapı, hukuk, enerji ve ekonomik krizleri ile birlikte ülkenin birlik bütünlüğünü sağlamaya çalışıyor.

Yani anlaşılacağı üzere, yeni Suriye'de herkes olabildiğince kendine pay çıkarmaya çalışıyor. Bu pay çıkarma çatışmasında kafa kafaya gelen taraflardan ikisi ise Türkiye ve İsrail.

Suriye üzerinde artık İsrail-Türkiye rekabeti var

Son 4 aydır İsrail basınında çok sayıda Türkiye karşıtı haber yayınlandı. “İsrail, Türkiye ile olası savaş için bütçe ayırmayı düşünmeli”, “Türkiye ile çatışmak istemiyoruz”, “Netanyahu, Türkiye'nin Suriye'deki olası askeri konuşlanması üzerine toplandı”, “Türkiye, Suriye’de yeni İran olacak”, “Türkiye'deki Hamas hücrelerinin terör saldırısı engellendi” gibi başlıklar öne çıktı. Bu haberlerin tonu zaman zaman değişiyor. Bazen Türkiye, İran’dan daha büyük tehdit olarak gösterilirken bazen de uzlaşma sinyalleri veren açıklamalar yer alıyor.

Ama bu haberler net olarak İsrail'in Suriye'de net olarak "etkin ve caydırıcı" bir TSK istemediğini açıkça gösteriyor. Hatta, ABD'den Rusya'nın bölgede kalarak Türkiye'yi sınırlandıracağını ve bu konuda Şam hükümetine baskı yapmamasını bile talep ediyor.

İsrail’in bu yaklaşımı, 7 Ekim sonrasında şekillenen yeni ve saldırgan güvenlik doktrinleri ile ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye ile ilişkilerin kötü olması gibi gerekçeler de var fakat mevcut durumda bu gerekçeler süreci değiştirmiyor. Esas gerçek, İsrail'in, bölgede kendisi dışında hiçbir gücün güçlenmesini istememesi ve 7 Ekim sonrası bunu daha sert bir şekilde uygulamaya çalışıyor.

Türkiye tarafı ise doğrudan İsrail’e yönelik mesaj vermedi. Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şaybani, İsrail ile ilişkilerini başka bir ülkenin yürüttüğünü belirtmişti. Bu ülkenin Türkiye olduğu konusunda şüphe yok. Bu durum, İsrail’in rahatsızlığını da açıklıyor. İran’ı devre dışı bırakan İsrail, şimdi Türkiye ile muhatap olmak zorunda kalıyor. Zaten 7 Ekim sonrası bölgede kırmızı çizgisi olmayan İsrail'in, İran ile bağlantılarının kopması çok zor olan Esad rejimine zarar vermeme sebebi de buydu.

TSK'nın tercihi T-4!

Şimdi gelelim T-4'e... T-4 Hava Üssü (Tiyas Hava Üssü olarak da bilinir), Suriye'nin Humus vilayetinde, Palmira kentinin batısında yer almaktadır ve ülkenin en büyük hava üslerinden biridir. Suriye'nin orta bölgesinde yer alması nedeniyle hem doğu hem de batı yönlerinde rahatça faaliyet gösterebilmeye ve Suriye'nin ortasında bir savunma şemsiyesi kurmaya olanak sağlayabilir.



Esad’ın devrilmesinden kısa süre sonra Türk Silahlı Kuvvetleri ekipleri, başta Şam olmak üzere birçok bölgeye ziyaretler gerçekleştirdi. Suriye ile imzalanması planlanan “Savunma Paktı” kapsamında konuşlanma bölgeleri üzerinde görüşmeler yapıldığı tahmin ediliyor.

L4in.com'a konuşan kaynaklara göre TSK'nın hava üssü için ilk tercihi T-4 Hava Üssü oldu. TSK, üssün modernize edilerek savaş uçakları, SİHA'lar ve hava savunma/radar sistemleri ile Suriye ve hatta Orta Doğu üzerinde etkin bir şekilde faaliyet göstermek istiyor. Bu faaliyetler, bölgede faaliyet gösteren Rusya ve İsrail'in alanını kısatlayacak ve ülkeye dışarıdan yönelik müdahaleleri etkileyecektir.

Bu nedenle İsrail, 21 ve 22 Mart akşamları T-4 ve doğusundaki Palmira hava üslerine yaklaşık 50 hava saldırısı düzenledi. T-4 Hava Üssü’nde pist, hangar ve yönetim binaları vurularak altyapıyı yok etti.


(T-4 hava üssünde vurulan konumlar, kaynak)


The Jerusalem Post’a konuşan bir İsrailli güvenlik kaynağı, geçtiğimiz günlerde T4 askeri üssüne yönelik saldırının, İsrail’in hava harekat özgürlüğüne yönelik tehditlere karşı bir mesaj olduğunu belirtti. Kaynak, Suriye’de olası bir Türk hava üssü kurulmasının İsrail’in hareket kabiliyetini tehlikeye atacağını ifade ederek, “Bu, karşı çıktığımız potansiyel bir tehdittir” dedi.

Türkiye'nin başka seçenekleri var mı ?

T-4 konusunda İsrail ile anlaşılamayacağı senaryoda, Türkiye artık başka bölgelere yönelecektir.


Halep, Hama, Humus şehir merkezilerinin yakınları ve belki de Şam'a yakın hava üsleri Türkiye için hala bir seçenek konumundadır. Ama hem güvenlik hem de etkinlik bakımından T-4 hava üssü her zaman Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ilk tercihi olmaya devam edecektir.

İsrail ve Türkiye arasındaki bu rekabet nereye kadar sürecek ?

İsrail'in Lübnan üzerinde Hizbullah ile çatıştığı dönemlerde CB Erdoğan, "Hatay Yayladağ’daki Suriye sınırından Lübnan sınırı 170 km. Türkiye, Lübnan'a arabayla sadece 2,5 saat uzaklıkta. Antakya ile Gazze arası Ankara ile Aydın arası kadar." diyerek İsrail'in gelecekteki hedeflerinden birinin de Türkiye olacağını beyan etmişti.

O dönemde bu söylem fazlasıyla uzak bir ihtimal gibi görünüyordu. Ancak bugün gelinen noktada, Esad’ın Türkiye destekli gruplar tarafından devrilmesiyle birlikte iki ülke, artık açıklamalarla değil, sahadaki hamleleriyle karşı karşıya geliyor.

Türkiye’nin hava üssü olarak T-4’ü seçmesi bir mesaj, İsrail’in bu üssü hedef alması başka bir mesaj. Artık iki ülkenin birbirinin çizgilerini zorlamaya devam edeceği açık. Bu nedenle önümüzdeki süreçte daha sert adımların atılması olası.

Elbette, ileride İsrail ve Türkiye arasında bir uzlaşı sağlanabilir. ABD arabuluculuğuyla karşılıklı sınırların belirlenmesi bekleniyor. Ancak bu noktaya gelene kadar sahadaki güç mücadelesi devam edecek. İsrail’in saldırgan tutumundan geri adım atmaması ve Erdoğan ile Hakan Fidan’ın İsrail ile ilk kez doğrudan sahada karşı karşıya gelmesi göz önüne alındığında tarafların bu süreci kısa vadede çözüme kavuşturma niyetinde olmayacağı değerlendiriliyor.

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Esad'ın devrilmesinin ardından faaliyetleri

Esad’ın devrilmesiyle birlikte özellikle İdlib bölgesindeki birçok üs boşa çıktı. Münbiç ve Tel Rıfat bölgelerine yeni üslerin kurulması gerekti. Bu doğrultuda, İdlib’deki bazı üsler boşaltılırken, Münbiç-Kobani hattı ve Tel Rıfat’taki Minek Hava Üssü çevresine yeni üsler kurulmaya başlandı.

L4in.com’a konuşan kaynaklar, Minek’in yeni Suriye ordusuyla ortak eğitim ve operasyon üssü olacağını, ayrıca bu bölgenin yeni üsler için havadan lojistik destek sağlayacağını ifade etti. Bu kapsamda kurulması devam edilen yeni üsse elektronik karıştırma sistemleri, radarlar ve hava savunma sistemlerinin de konuşlandırılması planlanıyor.

Diğer bir yandan ise Esad bölgelerindeki TSK'nın keşif faaliyetleri sürüyor. Şam, Halep ve Humus gibi bölgelerde incelemelerde bulunan TSK ekipleri, Suriye ile imzalanılması planlanan "Savunma Paktı" kapsamında konuşlanmalar için hazırlıklarını sürdürüyor.

Sonuç değerlendirmesi

Özetle, Esad rejiminin devrilmesinin ardından Suriye sahasında güçler yeniden pozisyon alırken, Türkiye ve İsrail arasında rekabet ortaya çıkmış durumda. Ayrıca unutmamak lazım ki Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığı sadece İsrail için değil Irak'taki Şii gruptan Suudi Arabistan'a kadar herkesin bir sorunu olma potansiyeline sahiptir. 

Dışişleri Hakan Fidan, İran'ın düştüğü durumu çok net bir şekilde kavradığını söyleyebiliriz. 7 Ekim sonrası İran'ın Orta Doğu'daki varlığının Filistin davasına hiçbir destek sağlamadığını İranlı yetkililere söylediğini birçok kez belirtti. Burada Fidan'ın, İran gibi yılların mücadelesinin ardından 1 haftada her şeyi bırakıp geri çekilmeye mecbur kalacak bir düzenden daha çok sağlam zeminde ilerlemeye çalıştığı görülmektedir.

Bunlara ek olarak, ABD ve İsrail'in İran’a yönelik saldırı hazırlıkları da artık masada. Bu nedenle Türkiye’nin, mevcut ve olası gelişmeleri izleyerek, aceleci adımlardan kaçınacağı ve yürüttüğü süreçleri sessiz bir şekilde yürütmeye çalışacağı değerlendirilmektedir.